9 Eylül 1922, Türk ulusu için yalnızca askeri bir zafer ya da coğrafi bir sınırın yeniden çizilmesi değildir. Bu tarihi gün; harabeye dönmüş bir altyapının, yabancı sermayenin tekelindeki bağımlı bir enerji ağının ve niteliksizleştirilmiş bir teknik yapının küllerinden doğan Türk teknolojik bağımsızlığının ve elektrik mühendisliği disiplininin miladıdır.
Siyasi ve askeri egemenliğini kazanan genç Türkiye Cumhuriyeti, iktisadi ve teknik bağımsızlık olmadan tam bağımsızlığın gerçekleşemeyeceğini İzmir’de tecrübe etmiş; modern elektrik mühendisliğinin kurumsal, sınai ve mesleki temellerini bu şehirde atmıştır.
19. yüzyılın sonları ile 20. yüzyılın başlarında İzmir, Levant bölgesinin en önemli ticaret ve liman kentiydi. Ancak bu stratejik kentin elektrifikasyon, ulaşım ve haberleşme altyapısı tamamıyla Osmanlı Devleti’nin kapitülasyonlar çerçevesinde yabancı şirketlere tanıdığı imtiyazlarla şekillenmişti.
Sermaye Tekeli ve Mühendislik Bağımlılığı: İzmir’in elektrik üretimi, tramvay hatları ve havagazı tesisleri Belçika, Fransız ve İngiliz konsorsiyumları (örneğin Tebrizli-İzmir Elektrik Şirketi gibi yabancı ortaklıklar) tarafından işletiliyordu. Bu yapıda Türkler yalnızca vasıfsız işçi veya alt düzey memur olarak çalıştırılıyor; santral işletimi, şebeke tasarımı, gerilim regülasyonu ve arıza analizi gibi mühendislik birikimi gerektiren kilit pozisyonlar tamamen yabancı uzmanların elinde tutuluyordu.
İzolasyon ve Bölgesel Eşitsizlik: Yabancı şirketler, şebekeyi kamusal bir kalkınma aracı olarak değil, yalnızca kâr marjı yüksek olan Alsancak, Kordon, Frank Caddesi gibi zengin ticaret ve yerleşim alanlarına odaklamıştı. Şehrin yerli halkının yaşadığı iç kesimler ve sanayi çıraklarının bulunduğu bölgeler karanlığa terk edilmişti.
9 Eylül sabahı Türk ordusunun İzmir’e girişiyle birlikte karşı karşıya kalınan tablo, sadece siyasi bir devir teslim değil, devasa bir teknik enkazdı. Çekilen işgal güçleri ve çıkan büyük İzmir yangını, kentin telgraf hatlarını, tramvay besleme noktalarını ve kısıtlı elektrik iletim ağını ağır hasara uğratmıştı.
Telgraf ve Şebeke Seferberliği: Ordunun muhabere subayları, telgraf hat teknikerleri ve dönemin kısıtlı sayıdaki Türk mühendisleri, saatler içinde kentin dış dünyayla ve Ankara ile olan haberleşme ağını yeniden tesis etti. Bu müdahale, Türk zayıf akım ve haberleşme mühendisliğinin sahadaki ilk kriz yönetimi ve başarı hikayelerinden biri kabul edilir.
Hasar Tespiti ve İlk İşletim: İşgalcilerin kenti terk ederken atıl bıraktığı jeneratörler, anahtarlama merkezleri ve tramvay trafoları, Türk teknik personeli tarafından hızla incelemeye alındı. Mühendislerimiz, yabancı uzmanların yokluğunda sistemleri çalıştırarak kentin kritik noktalarına yeniden enerji verdi.
Kurtuluştan sadece 5 ay sonra, Şubat 1923’te İzmir’de toplanan Türkiye İktisat Kongresi, teknik altyapı vizyonunun netleştiği yer oldu. Kongrede alınan "Misak-ı İktisadi" kararları, doğrudan doğruya enerji ve altyapı mühendisliğini ilgilendiriyordu: Stratejik kamu hizmetleri ve enerji üretimi yabancı tekelinden çıkarılacak, milli imkanlarla işletilecektir.
Kamulaştırma süreciyle birlikte, parçalı ve izole çalışan lokal jeneratör grupları kademeli olarak belediye ve devlet bünyesine devredildi. Bu durum, Türkiye’de ilk kez şehir ölçeğinde entegre şebeke planlaması, dağıtım standartlarının belirlenmesi ve yük dağıtım merkezlerinin tasarımı gibi modern elektrik mühendisliği disiplinlerinin doğmasını sağladı.
İzmir’in kurtuluşunun mühendislik alanındaki en somut abidesi, 1928 yılında işletmeye alınan Alsancak Elektrik Fabrikası’dır.
Fotoğraf: DHA
Teknolojik Altyapı: Kömürle çalışan bu modern termik santral, yüksek güçlü buhar türbinleri ve alternatörleri ile Ege Bölgesi’nin ilk merkezi enerji üssü oldu.
Uygulamalı Okul İşlevi: O yıllarda İstanbul Darülfünun veya Yüksek Mühendis Mektebi’nden (bugünkü İTÜ) mezun olan ilk genç elektrik mühendisleri, teorik bilgilerini sahaya aktarmak için Alsancak Elektrik Fabrikası’nda göreve başladılar. Santral; yüksek gerilim tekniği, jeneratör senkronizasyonu, kömür kırma-yakma otomasyonu ve şebeke koruma röleleri konusunda Türkiye’nin ilk "canlı laboratuvarı" oldu.
Sanayileşmenin Çarkları: Alsancak’ta üretilen enerji, sadece ev aydınlatmasında değil; İzmir Limanı’nın vinçlerinde, Basmane ve Alsancak’taki dokuma/tekstil fabrikalarında, zeytinyağı ve sabun entegre tesislerinde kullanılarak Ege Bölgesi'nin sanayileşme hamlesini başlattı.
9 Eylül ile başlayan süreç, Türk mühendislerinin sadece teknik değil, idari ve sosyal bir aktör olarak da örgütlenmesini zorunlu kıldı.
Kurtuluşun getirdiği bağımsızlık ruhu, 1954 yılında kurulan TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası’nın köklerini beslemiş; İzmir, Türkiye’deki elektrik mühendisliği mücadelesinin, kamu yararı savunuculuğunun ve teknolojik etik ilkelerinin en güçlü merkezlerinden biri haline gelmiştir.
9 Eylül 1922, İzmir için karanlığın sonu olduğu kadar, Türk elektrik mühendisliği için de kendi şebekesini çizen, kendi santralini işleten ve kendi teknolojisini üreten bir geleceğin ilk günüdür. Bugün İzmir’in enerji, otomasyon, elektronik ve yenilenebilir enerji sektörlerindeki lider konumu, temelini 9 Eylül’ün yarattığı o bağımsızlık ve nitelikli teknik altyapı iradesinden almaktadır.