Yağmur yağmaya başladığı an sileceklerin kendi kendine çalışması veya yağmurun şiddetine göre hızlanması günümüz araçlarında kanıksadığımız bir konfor. Ancak hiç düşündünüz mü; ön camın arkasına gizlenmiş küçücük bir kutu, camın üzerinde su damlası olduğunu kamerayla bakmadan nasıl bu kadar hassas şekilde anlayabiliyor?
Cevap ne karmaşık kameralarda ne de camın dışına konulmuş ıslaklık hisfeden mekanik parçalarda gizli. Sistem, optik fiziğin çok temel bir kuralını kullanır: Kızılötesi ışığın tam iç yansıması ve kırılması.
Sensörün arkasında insan gözünün göremediği kızılötesi (IR) ışık yayan bir diyot (LED) ve bu ışığı algılayan bir ışık dedektörü (fotodiyot) bulunur.
Cam tamamen kuru olduğunda süreç şöyle işler:
LED'den çıkan kızılötesi ışık, belirli bir açıyla (yaklaşık 45 derece) ön camın içine gönderilir.
Cam ile dışarıdaki hava arasındaki kırıcılık indeksi farkından dolayı, ışık camın dış yüzeyine çarptığında dışarı kaçamaz.
Tıpkı bir aynaya çarpmış gibi sektirilir ve camın iç yüzeyinden geri yansıyarak tam karşıdaki dedektöre ulaşır. Buna fizikte Tam İç Yansıma denir.
Dedektör, gönderilen ışığın neredeyse %100'ünü geri aldığında aracın beynine şu sinyali gönderir: "Cam kuru, silecekleri çalıştırma."
Ön cama bir su damlası düştüğünde, camın dış yüzeyindeki fiziksel ortam anında değişir. Artık camın karşısında "hava" değil, "su" vardır.
Suyun kırıcılık indeksi havadan farklı olduğu için, ışığın tam yansıma dengesi bozulur.
LED'den gelen kızılötesi ışığın büyük bir kısmı camın dışına, yani su damlasının içine doğru kırılarak kaçar.
Dedektöre geri dönen ışık miktarı aniden düşer (örneğin %100'den %30'a inebilir).
Sensör bu ışık kaybını algıladığı an otomasyon sistemi devreye girer ve silecekleri çalıştırır.
Cama ne kadar çok su düşerse, dışarı kaçan ışık o kadar artar ve dedektöre ulaşan ışık azalır. Araç beyni bu ışık kaybının oranına bakarak sileceklerin hızını ayarlar.
Mühendislikte amaç her zaman en pahalı veya karmaşık yöntemi seçmek değildir; doğanın kurallarını akıllıca kullanarak en basit çözümü üretmektir. Yağmur sensöründe olduğu gibi günlük hayatta sıkça karşılaştığımız diğer zekice sensör çözümleri şunlardır:
Otomobillerdeki yağmur sensörü, camın "ıslak" olduğunu dokunarak veya kamerayla görerek değil; cama çarptırılan kızılötesi ışığın kaçıp kaçmadığını kontrol ederek anlar.
Mühendislik tam olarak budur: Karmaşık bir problemi, fiziğin en temel kurallarını kullanarak son derece basit, uygun maliyetli ve güvenilir bir çözüme kavuşturmak.